Kubilay's profileKahyaki & New YorkPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|||||||||||||
Sitemdeki bazı ilginç notlar, girdiler, müzik, resim falan.. Top List Şeysi
Alis Veris Muhabbeti
|
September 27 Gizmodo Sergisi Notları
Texas’tan müzik grubu. Tesla Sarmalı denen bir cihazı kullanarak müzik yapıyorlar. Adamların kuruduğu sistem süper. Ritim aletlerini kurcalıyorum. düğmelere basınca Lego duvarına inceden minik bir çalışma.. Kuzen! nerdesin kuzen? Bunu sonra anlatacağım. Tesla Coil müzik… Şimdilik bu kadar! September 22 AJAX TarakEve giderken köşe başındaki bakkallardan birinde bunu gördüm. Satılan tarağı bakkal amca unun var mı? çıkarınca muhteşem bir reklam kampanyası gözünüze 10 bin megaton gücünde şamar basıyor: Mutlu bir Ajax tarakları kullanıcı daha! diyor tarağın boşalttığı yer. Bunu okur okumaz içinden o tarakları almak geldi, hepsini almalıydım hepsi beni mutlu edecekti, bu inanılmaz cümle kurgu ve sunumdan etkilenmemek nasıl mümkündü ki? İçimdeki arzuları bastıramıyordum artık! Tarak!! Tarak!!! Ajax Tarakkk almalıydım almalıydım. Ben de bir mutlu ajax tarakları sever olmalıydım... Ama dayandım... Tüketkim toplumunun bir parçası olmadım, resmini çektim zaferimin ve uzaklaştım.. September 17 1. Filedelfiya GezisiSağolsun benim hanım ve arkadaşlar, atladık otobüse geçtiğimiz pazar günlerinden birinde günübirlik Filedelfiya gezisi yaptık.
Eşşekler gibi yürüyerek gittik çanı gördük, sonrada benim istediğim yerlerden biri, Elfreth aralığı denen bir sokağı ziyaret ettik.
Yanda görüğünüz meret ise, eve girmeden önce ayağınızın
Daha sonra da gittik gemi müzesini gördük. 1. Dünya savaşı zamanlarından kalan çelik savaş gemisi ve 2. dünya savaşından kalan bir denizaltıyı gezdik. İkisi de türünün geride kalan ender örneklerindenmiş. Denizaltı özellikle etkileyiciydi. Hakikaten ufaktı. 60 kişi için 2 tuvalet ve 1 duş. Koridorlar sadece 1.5 insan için düzenlenmiş, pencere yok! :D…. odalar minicik, bir kaptanın odası geniş, kendi özel lavabosu, minik bir masası ve dolabı vardı. Menüler de pek değişmemiş, o zamanlar da aynı tür yemekleri yiyorlarmış. Bu şehirin yemeksel olarak dadılması gereken maddesi ise: Philly Cheese Steak denilen peynirli bifteği. Orjinalinde, çok ince kesilmiş bifteği minik minik parçalara bölüp kavrulmuş soğan ve yeşil biber ile karıştırıyor sonra da üstüne erimiş penyir döküyorlar, ekmek arasında götürüyorsunuz. Çok lezzetli olup günündeyseniz 2 tane en az götürebilirsiniz. Ayırca, Amerika bayrağının ilk tasarımcısı ve dikicisi hanım da bu şehirde çalışmış. Bizim ülkemizin insanı sağolsun otur evinde okuma etme diye kızları kadınları aşağılaya dursun, bu kadın kendi başına oturup bir işletme açmış ki söylediğimiz zamanlar 1800 falan, oturmuş tek başına yaşamız yeri gelmiş, 75 yaşına kadar falan çalışmış terzi olarak. Gidilip görülmeli. Bizim bayrağımızın tasarımcısı kim? New York’taki arkadaş da biz geldikden sonra şuna gittiniz mi buna gittiniz mide sordu bizi deli etti! Meğer gitmelik çok başka şeyler de varmış. O yüzden bu ilki sadece, gene gidilecek! Tamam mı? Attaki hedeye tıklarsanız daha çok resim bulabilirsiniz. Herkese mutlu günler. September 02 Max ÇikolataSeptember 01 Harici Sabit Diskimin Işığı Yanıp Sönüyor Çok gereksiz bir başlık açmış olmanın verdiği rahatlık nedir diye sordum geçen gün ama kimse cevap vermedi. Kimse yoktu ki cevap alayım! Neyse, ben de zaten çok üstünde durmadım, hem cevap veren de yoktu, hem benim soruma muhattap olabilecek insan da yoktu! Mesela dedim ki bu siteyi artık kapatayım, kendi sitemi açayım, wordpress motoru ile çalıştırayım ama wordpress host etmesin, dandik alet Türkçe klavyeyi desteklemiyordu, ben de projeyi iptal ettim. Mesela böyle birşey oldu geçen gün. Sonra Microsoft'a küfür ettim durdum bu siteyi yeteri kadar gücellemediğinden, geliştirmediğinden dem vurdum fakat yapacak birşey yok tabi. Evvelsi gün kahvaltıda Patatesli omleti tekrar yaptım, derin tencere kullandık mecburiyetten ve düşündüğümüzün aksine süper bir sonuç elde ettik! Bildiğin lop gibi pastamsı birşey çıktı. C'nin gazına gelmesem patatesleri daha güzel kesecektim ama olacak o kadar di mi? Bu arada, bir önceki girdideki resime dikkatle bakarsanız hücum eden yaratıklardan birtanesinin TAVUK olduğunu görürsünüz. İşte espiri bu noktada gizliydi, Adem arkadaşımız espiriyi bulamadım demiş... Tavuğa dikkat derim. Sevgi saygı... August 31 Banyoyu Uzaylılar Sardı! ..Hanım: Ben hep incik boncuk kız işi şeyler alıyorum
Kel: eee?
Hanım: E almak istemiyorum ama yapamıyorum
Kel: Yani?
Hanım: E işte yardım et sen seç bişiler o zaman kız işi olmaz o kadar!
Kel: Haeeee
Ve Kel'in Banyo süsleme projesi ortaya çıkar: (Bir detaya dikkat edin derim.. Espiri var aşağıda bir yerde)
August 28 Yol çakışmasıBirkaç yıl önce Bursa'daki bir gazeteye "sebil" hizmet verirken, ilk yazdığım yazı, çalıştığım firmaya bir sokak ötede sıraya girmiş insanlarla ilgiliydi. Bu insanlar New York'ta açlıkla mücadele eden bir vakfın dağıtacağı yemeklerden almak için "sıraya" girmiş bekleşiyordu. Ben de bu konuya değinmiş, New York New York diye allanıp pullanılan bir şehrin içinde bile böyle şeylerin olabiliyorsa artık gerisini siz düşünün gibisinden bişiler gevelemiştim.
Metrodan inmiş ofisin yoluna doğru giderken iki koca tırla karşılaşıyorum. Tırların üstündeki belirtkeler (logolar) gene bir tür dağıtımın olacağına işaret. İlginç bir durum, bunlar ne alaka diye kısa bir bakış sonrası yoluma devam ediyorum. Aradan birkaç saat geçiyor, ofiste milletin kendi arasındaki konuşmalara kulak kabartıyorum, bana da bir soru geliyor: Kubilay sen de yardım edecek misin? Hö? Aşağıda iş var ya olm? Ne işi lan? Ulan iki tır var ya? Eeee? E işte bizimkiler getirtti, dağıtıyoruz? Hadi ya? Evet millet aşağıda deli gibi çalışıyor.... Hayda? Vay vay, meğer bizim ofisin bir marifetyimiş! E iyi çalışsınlar bakalım, ben ofisi bırakamam müdür izin vermedikçe, sunucu falan çökerse kim bakacak?
Derken müdür geliyor, meğer aşağıda yardım ediyormuş, e madem sen geldin ben de gideyim yardım edeyim diyorum. Git daha ne bekliyorsun gibisinden bişiler diyor. Kendimi aşağıda "kuyruğa girmiş insanların" arasında buluyorum.Lucio bağırıyor tırın içinden: Kubi atla yukarı gel kutu boşalt. Zıplıyorum tırın içine, paletlere yüklenmiş kutuları bir bir aşağı sallıyorum. Çocuklar organize olmuş kutuları yerde istifliyor, bir kısmı da dağıtım için masaya taşıyor. Masada da yine ofisten görevliyler sırası gelene iki kutu veriyor. Arka planda dup tıs bir müzik. Bacaklarım kollarım biraz ağırsa da aldırmıyorum 7-8 kadar palet kalmış hepsini boşaltıyoruz. Bir yandan aklıma o yıllar önce gördüğüm insanlar ve dağıtıcılar aklıma geliyor, sonra sıraya girmiş bekleşen insanlara bakıyorum, ne bir bağırış ne bir çağırış. Sırası gelen alıyor, gidiyor.
Sonra şunları da hatırlıyorum:
Bu da Bedava Yemek İzdihamı
Kars'ın Selim ilçesi Bayburt köyünde Kars-Bayburt Barajı'nın açılışında bedava yemek dağıtılması izdihama neden oldu.
CHP mitinginde yemek izdihamı
24 Mart 2009 Salı 15:16
CHP Bolu İl Teşkilatı'nca Belediye Başkan Adayı Tanju Özcan'ın miting alanında yemek dağıtımı sırasında izdiham oldu.
Şanlıurfa'da yemek dağıtımında izdiham
28 Ağustos 2009 12:45
Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinde, hayırsever bir işadamı tarafından dağıtılan iftar yemeğinde izdiham yaşandı.
Erzurum Yakutiye İlçe Müftülüğü'nün 'Kutlu Doğum Haftası' etkinlikleri kapsamında düzenlediği yemeğe yaklaşık 7 bin kişi katılınca izdiham yaşandı.
http://www.kenthaber.com/dogu-anadolu/erzurum/yakutiye/Haber/Genel/Normal/yakutiyede-yemek-izdihami/3ba2710f-5137-4246-89e8-7e5111667b4c Bilmem anlatabiliyor muyum?
August 16 Cici Papa ve Ekmek çeşitlerinin verdiği dert küpüSene seksenler falan olsun. Ekmek dediğinde akla rakamla 1 yazıyla “bir” türün geldiği zamanlardan bahsediyorum. Hadi ramazanda pideyi araya tıkıştıralım falan iki bilemedin üç olsun zira, setbaşı yokuşunun en alt kısmında tuhaf bir ekmek satıcısı vardı, ara sıra teee oraya kadar gider ekmeği ordan alırdık ucuz diye ama çok aptal bir tadı vardı ekmeğin, pek sevmezdim. Cici papa dediğimiz de aslında tavada kızartılmışsı yumurtalı ekmek. Yumurtaları çırparsın ekmeği bularsın yağlı tavada altı üstü kahverengimsi olana kadar pişirirsin afiyetle yersin. Peki aradan yıllaaaaar geçti, ekmeklerin çeşitleri arttı, noldu, cici papalar elimizde patladı. Meğer her ekmekle olmazmış ki bu meret! Ben de beceremedim diyerekten üzülmüştüm amma vellakin meğer aldığımız kullandığımız ekmekler Cici Papa Kompetibıl değilmiş! Buradan ekmek üreticilerine sesleniyorum! Poşetlere donanım gereksinimi listesinde cici papa uygunluğu ibresini koymayı ihmal etmeyin bizim de kahvaltılarımızı piç etmeyin! New York Yaşam İpucu: Cici papa yaparken yumurtanın içine az biraz şeker ve tarçın koyarsanız French Tost oluyormuş, New York’a gelirseniz kahvaltıda dışarda ne yemeli diye düşünürken French Toast isteyebilirsiniz. Bütün gıda tüketim yerlerinde bulunur ve satılır. Afiyet olsun. August 12 Blog Yazanlar ve Blog YazanlarEfenim geçenlerde Julie ve Julia adlı bir filme gittik. Hatun kafayı yiyor ve kurtuluşu Amerika’nın en meşhur aşçılarından birinin yazdığı kitabı takip edip bir yıl boyunca yemek pişirmeye ve bu süreci de bir blogda anlatmaya karar veriyor. Derken meşhur oluveriyor ve hatta kitabı basılıyor, New York Times’a konu oluyor, ve filmi çekiliyor… Öteki tarafta, bir kel yıllardan beri yazıyor ediyor, hatta üstüne bağlantılar bulup gazetelerde falan yazıyor peki eline para falan geçiyor mu? Hayır. Gazetelere konu oluyor mu? Hayır. Kitap falan yazıyor mu? Hayır… Nereye gidecek bu işin sonu? sorusu akla gelir oldu. Özellikle de filmden sonra pek bi sık tekrar eden hit parça misali içimi bayaraktan selam çekmesi gayet sinir bozucu bir durum. Belkide Sistem yöneticiliği ile ilgili arada ipuçları vermeliyim: Efenim RIS kurarken, yani Remote Installation Services, aynı drive üstüne kuramazsınız o yüzden RIS yapacağınız sunucunun muhakkak en azından iki ayrı partişın’ı olması gerekir. Bilmem anlatabiliyor muyum? - Kubilay paylaştırdığın klasörde sunum dosyası yok July 26 Naptın Sertab ve Kafası Karışık İnsan Modeli- MFÖ, Sertab falan geliyor olm! Konser var Merkez Park'ta
- Hadi be! Ne Zaman?
- Al Bak..
- Hass.... Beleş olm!
Hakkaten New York Merkez Park'ın Yaz Sahnesi (Summer Stage) beleş konser mekanında Istanbulive adı altında İstanbul ile yakından uzaktan alakası olmayan, - olmamasının da çok iyi olduğu - % 60 kadarı Türkçe, bir kısmı enstrumantal, bir kısmının İngilizce, bir kısmının klarnetçe ve son olarak minik bir kısmının da Ermenice söylendiği festival gerçekleştirildi. Çok uzun yazılabilecek muhabbetin şimdilik Sertab kısmı ile ilgileneceğim, af buyrun.
Eğer benim Sertab ve Ateş Böcekleri şarkısı incelememi okuduysanız, kendisine olan hayranlığımın (!) derecesini haliyle bilirsiniz. o yüzden Sertab hayranı iseniz, şarkılarını dinlerken kendinizden geçip gidiyorsanız okumayın, üzülmeyin.
Öncelikle vurgulanması gereken şudur: Gelen Sertab değildi! Painted on Water adlı müzik grubuydu. Bu müzik grubunun üyelerini de Sertab Erener ve Demir Demirkan oluşuturuyordu. Bu çift, New York'ta şanslarını denemek için bir proje yaratmışlar, Anadolu ezgileri üstüne ingilizce laflar kazıyıp rock, jazz yerleşimli albüm çıkarmışlar. Tebrik ediyoruz, ama kardeşim sen Amerikalı insanlar için yaptığın albümü full Türk dolu bir konserde ne diye pazarlamaya kalkarsın?
Bakın Noldu:
Sertab çıkıyor sahneye herkes heyecanlı ve şarkı başlıyor millet bi tuhaflaşıyor. Millet aval aval bakıyor Sertab'a. N'apıyor bu yahu? Ne bu şarkılar nedir? Napçağını bilemeden susuyor. Şarkı bitiyor, alkışların arasından Türkçe söyleeeaaaaaağğğğ diye naralar yükseliyor. İkinci şarkı başlıyor aaaa bu da İngilizce, eski şarkılardan alakalar yok... Sahnedekiler ellerinden geleni yapıyorlar ama eğlenecek bir durum yok insanlarda, homurdanmalar başlıyor. O sırada sahne komiklikleri yaşanıyor, Sertab mikrofonu kapatıyor yanlışlıkla, Demir Demirkan davulcuya koşayım derken gitarın kablosunu çat diye çıkarıyor, ses gidiyor. Komik komik beceriksizlikler, acemilikler bunlar
Seyirci alkışla protesto arasında gidip gelirken arkamdaki dallama hatunun teki bağırıyor: Sertaaaaaaab I LOVE YOUUUUUU.... sonra dumur geliyor: TÜRKÇE SÖÖÖLEEEAAAĞĞĞĞĞ. Hasbinallah, kardeşim o zaman sen de Türkçe KONUUUUUUUAAAAAAAAAAAAAAAAAŞ diye kulağına bağırasım geliyor. Ne tutarsız insanlarız bi SENİ SEVİYORUM diye bağıramıyor musunuz lan?
Tabi dengesizlikler burda bitmiyor.
Araya bir AŞK şarkınısını koyuyor Sertab, millet kendinden geçiyor. Konuşma yok, milleti gaza getirmek yok, iletişim yok. Belli ki sahnedekiler kasılmışlar. Sıçtıklarını farkındalar muhtemelen. Millet şarkıyla hemen havaya giriyor, Sertab o havayı sonraki ingilizce yeni parçaları ile gene söndürüyor. Gene protestolar falan derken şarkıcı hanımımız Erovizyon parçasına dalıyor, allaaaah millet'te bir çoşku bir çoşku.. N'oldu lan deminden beri höykürüyordunuz Türkçe Türkçe diye? İki yüzlü pe#+%!$'ler sizi... Arkamdaki zırıl zırıl bağıran I love you ebleği bile kendinden geçiyor şarkıda... Ona da dönüp sormak istiyorum: What happened to Turkish you moron? (Türkçe'ye ne oldu moron?)
Sertab bilindik iki tane ingilizce şarkı söylüyor millet tepiniyor, benciliz bencil, köküne kadar bencil. Sahnedeki insanı düğün dernekte peçeteye getirilip yazılmış şarkıları çalanla bir tutuyoruz. @+%&/ tirin gidin teyp dinleyin o zaman.
Sertab ta seyirici de yanlış yapıyor. Tanıtım yapacaksan araya sıkıştırırsın, millet burda, sana AÇ, kafayı yemiş, sen kalk millete proje yaptık biiiz sürpriiiiiiiiiz diye çık göbek at.
Tabi sonra MFÖ çıkar milleti çoşturur, yağmuru falan takmaz kimse, yandaki amerikalı teknisyenler bile çalan müziğe temp tutar, kafa sallar eğlenir, - aynı insanlar Painted on Water şarkılarında aval aval bakmışlardı - bu da Painted On Water'a kapak olur, neymiş adam gibi müzik kendi dilinde her zaman ilgi görür dinleyici bulur!
Kendilerine yeni projede başarılar diliyoruz, ama umarım bu kapakları unutmazlar - hiç sanmıyorum ya.. -
Kahyaki
New York
June 24 Kutu İstifleme SanatıAnne babayla her yaz tatili yolcuğu öncesi kaçınılmaz bir sürece dalardık. Babam kurnaz tabi, arabayı hazırlamak bahanesiyle evden kaçar öte beriyi taşımak bize kalırdı. Taşımadan sonra da bunların arabaya sığdırılma seansını hep birlikte izlerdik. İşte usta çırak muhabbeti şeklinde gelişmiş bu ilişkinin son mertebesi! Arkadaşın Türkiye dönüşü öncesindeki malların konteynır’a yüklenmesi ve istiflenmesinde rol almış ve saolsun babamın aktardığı tecrübeler ile öte beriyi kımıldamaz hale getirecek şekilde bir istif çakabilmişim. Öncesinde arkadaşlar falan yardım etti sağolsunlar. Umarım mallar sağ sağlim yerine varır! June 01 Live.com - Bing.com Gene Turkiyewww.live.com veya www.bing.com bugün gene Turkiye'den bir resim yayınlıyor. Bir önceki Ayasofya'ydı. Bu sefer Kapadokya ve balonlar.
May 30 Yazıcının ölümüYeni çalışma masamı almam ve hanımın da evde bişileri yazdırma ivmesinin yüksekliği yazıcımın kapasiteni sorgulamama neden olmuştu. Fakat yazıcım ufak ve şirin bir aletti, altı yıldır kullanıyordum sanırım, 35 dolara almıştım ve bugüne kadar tık demekden çalışmıştı ama işte bu değişimin yarattığı dalga yüzünden ara ara internet sitelerinde alternatif yazıcılara bakmaya başladım. Madem yenisini alıyorum o zaman bari gelişmiş özellikleri olan bir alet alayım, yoksa bu yazıcı iyi çalışıyor hak geçmesin gibi tuhaf bir düşünce kafamda geziniyordu. İlk araştırmalardan sonra ortaya yamuk bir gerçek çıktı: Bu çok marifetli yazıcılar büyüktü, çalışma masama sığmama olasılıkları vardı, içten içe bir sevinç yaşarken dışardan da mantıksallığım bana masamda alternatif yerlerin olup olamayacağını dürtüklüyordu. Gerçekten ikiye bölünmüştüm. Bir yanım romantık duygularla ufak yazıcımın gitmesini istemiyor, mantık dolu cylon robotu da artık yeninin alınması gerektiği ile ilgili şarkılar söylüyordu. Araştırmalarım sonucunda en ufak iki yazıcıyı belirlemiştim, artık yer bulunması gerekiyor, gözüm masamdaki dokümanları sıkıştırıdığım bölüme gidip geliyordu. Oraya bir yazıcı sığar mıydı? İçimdeki romantikle cylon arasındaki kapışma tüm hiddetiyle süreken bir akşam merakımdan belgelerimi ve dosyalarımı temizledim, onun üstündeki minik raftaki yazıcıyı inderecek ve tüm kağıt edevatı oraya sıkıştıracaktım, o sırada hanım seslendi: Ya ben bişi yazdırıcam yazıcı açık mı? Değildi. Düğmesine bastım, açılmadı. Fişini kontrol ettim takılıydı. Kablolarını kontrol ettim takılıydı. Düğmesine bir daha bastım. Açılmadı. Yazıcı bildiğin ölmüştü. Sanki tüm bu süreçte atıcan atmayacağım alacağım almayacağım kapışmasının sonucunda kendisine ne olacağını anlamış ama bu beklenti zaten yaşlı olan kalbini fazla zorlamış o da son nefesini vermişti.. Bildiğin yazıcı mefta olmuştu. İçimdeki romantik yasa boğulurken cylon göbek atıyor, ben hanıma yahu yazıcı mortu çekmiş tesadüfe bak diye şaşkın şakın söyleniyordum. Şimdi rafların altında bir yerde duruyor yazıcı ve yenisini hala alamadım. Atmaya da kıyamıyorum. Tuhaf anlar bunlar... May 23 Turk Balosu (!)Yirmi yıldır aynı muhabbet, hangi toplantı olursa olsun şaşmıyor hiç... Millet toplanıyor, sonra herkes yemeklere dalmadan önce bir saygı duruşu yapılıyor (Niye yahu?) Milli marş söyleniyor buna ok... Sonra başlıyor protokolden A B C D E kişileri efenim saolun şuna teşekkür buna teşekkür şuna teşekkür çok değerli insan... çok süper kişilik.... Plaket plaket plaket plaket plaket alkış değerli insan çok sağolun organizasyonu düzenleyen.... Bu önemli günde... Bu çoşku... Ha orda kopuyorum işte.. Nerde lan o çoşku? Nerde kardeşim nerde? Bi kere o konuşanlar var ya, milli marşla gelen Gazı sikip atıyor... Bildiğin çoşku moşku kalmıyor banal banal laflamalarından ötürü... Eveeet eğlenicezzzzz hadi bakalım şimdi şurdaki masalar bunu desin bunlar şunu desin şimdii hep beraber KIRMIZIIIII BEYAAZZZZZZ EN BÜYÜÜK TÜRKİYEEE desinler mesela... sonra alkışlarla gaz şarkılar söylensin di mi... bakın ne oldu ÇOŞKULU törende...
Götün teki geldi, BURASI MUŞTUR YOLU YOKUŞTUR GİDEN GELMİYOR ACEP NE İŞTİR diye türkü söyledi.. ulan biri kalkıp da adamın bi tarafına o mikrofonu takmadı delirdim durdum oturduğum yerde... New York... Turk Çoşku... Ne çoşkusu lan millet çöktü... bildiğin çöktüüüü... O bitti başka bir tane ağır şarkı.. ya niye kardeşim niye? Niye illa hüzün ağırlık ya niye çoşkulu günde çoşkulu muhabbet olmaz? Türk sanat müsikisinden fasılsal şarkılarla dolu bir muhabbet izledik yemek eşliğinde...
Bildiğin büyük bir zırvaydı bu balo denilen mesele... Şimdi tessadüfsel bir şekilde katıldığım bu balonun geçtiğimiz veya ondan önceki dönemlerinde neler olmuş bilemiyorum, bunların tamamının tercih edilmesinde baştaki elemanların partisel ideolojilerinin doğrusal bir yansıması var mıdır merak ediyorum ama işte bunu anlamamız için geçtiğimiz balolara bir çakmak lazım... burası muştur şarkısını niye söylersin be adam hangi kısmı çoşku şenlik balo kutlama gibi kelimelerle örtüşüyor birisi bana söylesin yahu... Niye lan niye?
Şarkının kendisi kötü değil, zamanlaması kötü işte... millet de EĞLENİYOR(!)
Of ki ne of, 20 yıldır aynı muhabbet, toplantı ne olursa olsun aynı muhabbet dönüyor ya çok sıkıcı ve zırva geliyor bana... Hüzün manyakları ile dolmuş topraklar.
Edit: Hanim duzeltti Cumhuriyet degil Turk Balosuymus. |
||||||||||||
|
|